tingspiration #7

Google’dan Kağıt Telefon

Experiments with Google’in bir parçası olarak Google, bu ay Kağıt Telefonu yayınladı. Kullanıcılar Android’de uygulamayı indirdiklerinde, ekran görüntülerinden rehbere, haritalara, sudoku oyunlarına ve daha pek çok içeriği seçip yazdırabiliyor ve dikdörtgen olarak katlayabiliyorlar. Ve işte elinizde kağıt telefon! Böylece gerçek telefonunuzun yapabileceği çoğu şeyi yapan, Kağıt Telefonunuzu oluşturabilirsiniz. Kullanıcılar en azından bir günlüğüne gerçek telefon yerine Kağıt Telefonlarını kullanmaya teşvik ediliyor. Böylece Google, tüketiciler ve teknoloji arasında daha sağlıklı ilişkiler kurulmasını hedefliyor.

Evet, kağıt telefon fikrinin size de saçma gelmiş olabileceğini tahmin ediyoruz. Ama bu ince şakanın altında ciddi bir mesaj yatıyor: telefonunuz olmadan da bir gün hayatta kalabilirsiniz! Artık karşımıza sık sık çıkan ekran bağımlılığı konusu gündemdeyken, Google’ın bu uygulama ile vermek istediği yerinde bir mesaj diyebiliriz.  “Umuyoruz ki bu ufak deney, dijital bir detoks ile aslında daha önemli olan şeylere odaklanmanıza yardımcı olacaktır.”. Ayrıca uygulamanın açık kaynak kodlu paylaşıldığı ve herkes tarafından denenip evrilmesini de umduklarını ekliyor Google ekibi.

Google gibi ekranlar üreten bir teknoloji firmasının, telefonların stres ve mutsuzluk nedeni olabileceği hakkında bir farkındalık çalışması yapması, kayda değer bir nokta. Bunu yapan tek marka Google değil tabii ki. Apple’in ekran süresi bildirimleri özelliği, Hollandalı havayolları KLM’in Fly Responsibly kampanyası ile hava taşımacılığının iklim değişikliğine etkisi hakkında bilgilendirmeler yapması gibi, artık birçok şirket aynayı kendine çeviriyor. 

Kullanıcılar artık müşterisi oldukları markaların yarattıkları sorunlara duyarlı olmalarını, sorumluluklarını kabullenip bir ucundan tutup çözmek için çaba gösterdiklerini görmek istiyorlar. Bu durumda siz markanızın içinde bulunduğu sektörde, ortak bir soruna yaptığınız katkıyı kabul eder miydiniz veya çözümler geliştirmek için bir adım atar mıydınız?

Kaynak: https://experiments.withgoogle.com/paper-phone

Sitede daha birçok ilgi çekici deney bulunuyor, ziyaret etmenizi tavsiye ederiz.

Kadın Astronot Ekibinden İlk Uzay Yürüyüşü

Geçen hafta dünya tarihinde bir ilk olarak sadece kadınlardan oluşan bir ekip, uzay yürüyüşü gerçekleştirdi. International Space Station’da bir ekipman tamiri için gerçekleştirilen uzay yürüyüşünde astronot Christina Koch ve Dr. Jessica Meir görev aldı.

Aslında bu habere aşina olabilirsiniz, geçtiğimiz martta planlanan bu yürüyüş bir hafta kala 2 kadın astronota da uygun ölçüde uzay giysisi bulunamadığı için iptal olmuştu. Bu haber dünya çapında büyük bir hayal kırıklığı yaratmış ve NASA büyük eleştiriler almıştı.

Şuana kadar 200’den fazla erkek astronotun uzay görevi yapmasına karşın sadece 15 kadın astronot bu görevlerde yer aldı ve yanlarında da hep erkek meslektaşları eşlik etti. Bunun nedeni ise görevin kadınlar için daha zorlu veya kadınların yetersiz olması değildi tabi ki; sorun şuana kadar hep astronot giysileri oldu. 1970’den beri tasarımları pek değişmeyen bu giysiler aslında görevlerde kadınların da yer alabileceği düşünülerek yapılmamıştı ve kadınlara uyacak bedende giysi sınırlıydı. Ancak NASA sonunda bu problemi geride bırakmış gibi görünüyor, geçen hafta birçok farklı beden tipine uyacak yeni uzay giysilerini tanıttı. Böylece 2024’te planlanan ilk kadın ay yürüyüşünde de uzay giysileri bir problem olmayacak.

Öyleyse bu başarıdan, kendi markanız için sorabileceğiz:  sunduğunuz hizmet, ürün veya tasarım geçmişten miras birtakım düşününce yapısına sahip ve belirli insan gruplarını doğrudan dışlıyor olabilir mi? 

Kaynak: http://info.trendwatching.com/nasas-all-female-spacewalk-one-small-step-for-a-woman-one-giant-leap-for-womankind

Uber Eats’ten Drone’larla Yemek Siparişi

Geçtiğimiz pazartesi günü Uber, yemek teslimatı bölümü Uber Eats için yeni drone’nunu tanıttı: 6 rotorlu bu drone dikey iniş ve kalkış yapabiliyor, yaklaşık 29 kilometre menzili olup 18 dakikaya kadar da havada kalabiliyor ve 2 kişiye yetecek kadar bir yemeği taşıyabiliyor. Drone’un yılın sonuna kadar ilk uçuşunu yapması ve önümüzdeki yaz da San Diego’da testlere başlaması bekleniyor.

Aslında tahminlerimizin aksine, siparişler direkt müşterilere uçmayacak. Onun yerine restaurantlardan drone’lara yüklenen paketler, önceden belirlenmiş stratejik iniş alanlarına uçacak ve oradan da bir Uber Eats kuryesi tarafından teslim alınıp müşteriye götürülecek. Bu da Uber’in hem sadece belirli uçuş rotalarına odaklanabilmesini sağlacak hem de her müşteriye nasıl tek tek güvenli bir teslimat yapacağı gibi operasyonel karmaşalara da kafa yormasını engelleyecek. Yani fikrin amacı Uber’in uzun süreli planlarında da aslında motorlu kuryeleri sistem dışı bırakmak değil, yemek teslimatı prosesini bir şekilde daha verimli hala getirebilmek olduğunu belirtiliyor.

Uber Eats dünya çapında 320 bin restaurantın kuryeliğini yapıyor, bu yılın sadece 2. çeyreğinde 595 milyon dolarlık gelir elde etti; 2018’e göre %72’lik bir artış ile. Eats’in gelişimi çok hızlı olsa da aslında Uber, Eats’e kazandığından daha çok harcıyor, bunun da en büyük kaynağı sürücülere yaptığı ödemeler. Uber yeni projesinde başarılı olabilirse bu maliyeti ciddi oranda küçültmeyi amaçlıyor. Tabi ki akıllara drone teknolojisinin de bir çok problemi yanında getirebileceği geliyor; restaurant çalışanlarına yaratacağı karmaşalar veya drone uçuş izinleri gibi… 

Kaynak: https://www.wired.com/story/uber-eats-drones-lift-profitability/

Akıllı Şehirler Gerçek Oluyor

Google’ın ana şirketi Alphabet’in kentsel inovasyon girişimi olan Sidewalk Labs, Kanada’nın Toronto kentinde bir şehir ütopyası hayata geçirmeyi hedefliyor. 

Şehirde yüksek teknolojili iş fırsatlarının ve uygun fiyatlı konutların denge halinde olması ana hedeflerin başında. Caddelerin sadece arabalar için değil insanlar için tasarlanması, bütün binaların sürdürülebilir yapıda olması ve tüm halka açık alanların internet bağlantılı sensörlerle donatılması planlanıyor. Caddelerde dev “bina yağmurlukları” sayesinde kışın bile kuru ve sıcak bir ortamın sağlanması da planlanıyor. Ayrıca inovasyon yer altına kadar uzanıyor, caddelerde kamyonların gezmesine gerek kalmadan atık yönetiminin otomatize edilmesi de düşünülmüş. Hesaplara göre normalde Toronto şehrinde yaşayanlara göre bu akıllı şehirde yaşayanlar kişi başına %89 daha az sera gazı emisyonu üretiyor olacak.

Geliştirilen fikirleri ve projenin ana hatlarını “Master Innovation and Development Plan” kapsamında 4 ana başlıkta indirip inceleyebilirsiniz. 

Bu proje aslında teknoloji dünyası için ufak bir deney ortamından çok daha fazlası: herkes için adil ve erişilebilir bir şehrin gerektirdikleri belirlenirken, veri toplama toleransının ve gizlilik beklentilerinin test edildiği bir yaşam laboratuarı olacak. Şehirde yaşayanlardan günlük hayatlarına dair çok sayıda veri toplanması bekleniyor, bu da birçok kişinin akılına bazı güvenlik şüphelerini getiriyor. Kişisel veri konusunun her geçen gün daha da hassaslaştığı bir dünyada akıllı şehirlerin ne kadar talep göreceği merak konusu. Projenin son kararlarının Mart 2020’de sonuçlanması bekleniyor.

Kaynaklar: https://www.engadget.com/2019/10/31/sidewalk-labs-waterfront-toronto-threshold-issues/  –  https://techcrunch.com/2019/10/31/sidewalk-labs-alphabets-grand-experiment-in-smart-cities-will-move-forward-in-toronto/